Termostatta bir arıza var.
Her sene aynı şey.
Kıştan çıkılıp bahara geçilmesiyle baş gösteriyor. Millet yaşama sevinci ile dolup taşarken bende bir mızmızlık bir huysuzluk bir tembellik... Yok öyle sokaklara fırladım , ruhum bedenimden taşıyor , doğanın canlanışını kutlamak istiyorum tripleri bizde. Kaykıldığım yerden herkese laf sokuşturmak , tv karakterlerine laf yetiştirmek isteğiyle yanıyorum. Basen üstü yayılmış playstation oynarken top peşinde koşan sanal topçular , birbirlerini sopalayan karakterler bile asap bozuyor. Cihazlara doğru "bu ne enerjidir dürzüler" diye serzenişte (evet serzeniş) bulunmak geliyor içimden.
Önceleri su kaybından olduğunu düşünüp suya yüklendim. Burnumdan falan fışkırana , midemden akvaryum gibi sesler çıkana kadar içtim. Alamadım randıman.
Sonra uyku düzenimle oynayayım dedim. Gecenin 2'sini görmeden uyuyamayan , o saate kadar karıştırılmadık dergi , gazete , denenmedik cd , dvd , zaplanmadık kanal , evde kurcalanmadık çekmece bırakmayan ben 12 olur olmaz yatıp uyumayı bile denedim ümitsizce. İlk başta çarşafların , yastık altının serinliği hımmm dedirtse de sıkıntı , kasvet ve hafakan basması olarak geri döndü öterekli , aksi bünyeme. Yıllar içinde yarasalaşmış metabolizmayı fazla dürtüklememek için vazgeçtim bu beyhude gayretten de.
Acaba dedim yemek düzeni midir?
Yemek düzeni dendi miydi kritik konudur bak.
Mantıya bile ekmek banan standart bir Türk ve içtiği kahveye ,çaya 8 şeker atan ,evde tatlı namına birşey bulamayınca haşır huşur toz şeker yiyebilen bir kişilik olarak önce karbonhidrattan huylandım.
Ama karbonhidrat eksikliği kafama kafama vurup almazsan benden bolca doymaz karnın , sonra mutfağa girip çıkıp ne yiyeceğini şaşırırsın diyene kadar. Hakkaten de bir gün buzdolabının kapısı açık ,kendimi dolmalık biber kemirirken bulduğumda ikna oldum işbu argümana.
Şekersiz kahvenin çayın da tadı olmuyor zaten. Ne manasız.Maş gibi. İçme daha iyi.
Et desen havalar ısınınca sası sası kokar burnuma. Tiskinirim nedense. Sebze desen karizması yok. Meyve desen ekmek banamayız. E neyle doyacak karnımız?
Mesela bu aralar sadece karpuz yemek istiyorum. Kabuğunu bile. Bir gün de Osman Müftüoğlu'nun yazısına rastgelince tamamdır dedim. Bu konuyu da dürtüklemeyelim. Aynen ne yiyorsak yemeye devam edelim. Fazla kurcalarsan tatak çıkar demiş atalarımız.
Peki nedir yani?
Sonra birden aklıma geldi. Benim termostatta arıza var. Ortam sıcaklığı artmaya başladığında bünye hararet yapıyor. Hararet olunca da motor yığılıyor. 5 yaşından beri sıcak bastığından annesinin pijama giydiremediği , kışın zemherisinde dışarıda kar-tipi varken camı pencereyi açıp uyuyabilen , kışın portakal yiyip sokağa çıkınca kafasının tepesi ısınan,hatta kellesinden dumanlar çıkartabilen (gayet ciddiyim) bir tip olarak ,baharla ortaya çıkan bu mıymıntılık ve huysuzluk halinin sebebini de buna bağladım.
Bağladım da rahata mı erdim?
Eremedim.
Fan taktırma imkanımız olana kadar da eremeyeceğiz. Nevada'daki antin kuntin araştırmacılarından , Japon akademyasından ve bilhassa Honda Ar-Ge'sinden bu konuda muştulu haberler bekliyorum. Ayaktaki godik parmak ebadının cinselliğe tesiri , pirinç lapasının cırcır ve kuşpalazına olumlu katkıları ile sevimsiz ve bence hafif gay robot Asimo'nun rumba öğrenmesi üzerine çalışmaları bitince bu konuya da eğilsinler. Onlar fanı halletsinler ben nasılsa bir slot ayarlarım.

0 Comments:
Yorum Gönder
<< Home