yerinde bir tespit

Cuma, Ekim 13, 2006

Bir Buzluk Markası Olarak Aliye

Ne bitmez çilemiz varmış anlamadım gitti.
Bu kadın nedir , kimdir , nereden çıkmıştır yahu?
Bana ne kurgu karakterse ? Ben bunun anasını , babasını merak ediyorum arkadaş.
Neyle beslemişler , nerede barındırmışlar , hangi eğitimi vermişler de bu çıkmış ortaya. Cevap isterim.
Bu kadın gerçek hayatta kesinlikle olmaması gereken bir organizma.
Cemiyetimizde bunu rol model olarak belirleyen gafiller varsa , ki olabilir , zart diye nice Polat Alemdar'lar , Çakır'lar mayalanıverdi bu topraklardan , beyaz eşya satıcılarında daha akıllı , daha samimi ve kullanıcı dostu buzdolabı modellerine bir göz atsınlar. O kadar diyeyim yani.
Kaynanası ve kocası bile teslim oldu ama ben bu kadına hala karşıyım , hiç kusura bakılmasın.
Öncelikle tam vakıf değilim ama o kaynanası , kocası buna her ne melanet yaptıysa onları tebrik etmek , ellerinden sıkmak ve hatta "yürüyün be" diye ara gaz vermek isterdim.
Konuşması , duruşu , bakışı , tavırları , gülüşü... Tövbe tövbe, bir tuhaf yahu.
"Şöşöşöşö" bir konuşma , peltek desen değil , pepe desen değil.
Ses de bir garip , Exorcist'deki kafası fırfır dönen kız gibi .
Heyecansız , tepkisiz... Ha Vita yağ tenekesi ,ha bu Aliye...
Bir de şanslı ki aklın oynar. Kötü remayözcü olarak girdi İplikçi Nedim'in yanına , dükkanı da zimmete geçirdi , patroniçe çıktı öbür taraftan.
Çevresi de seçme andonlardan kurulu.
Komşuları mıdır nedir bir aile var ,dertleri tasaları Aliye. Portakal soyarken bile "aahh ne olacak bu Aliye'nin hali"...E tombul torunun çökmüş iki büklüm salon sehpasında ÖSS'ye hazırlanıyor , ona dertlensene.

"Çakma deha" doktor oğlan ve Coşkun Dayı

Sonra bir doktor oğlan vardı ,buna aşık. SSK hastanesinde , 657'ye tabi ama küpe karizma binbeşyüz.
Her bölümde ne ilgisi varsa bunun hakkında "çok zekidir" , "fen lisesini birinci bitirmiştir" lafları falan geçer. Bu soğuk nevale bu oğlanı da kuruttu. Ne akıl bıraktı ne sinir ne şuur. Cingöz doktoru son gördüğümde elini kolunu sallaya sallaya Yunan sınırını geçmeye çalışıyordu. Herhalde döve döve mülteci kampına atmışlardır. Oh olmuş.
Bir dayısı var. Yahu ne vakit görsem kadının birine "hadi çocuk yapalım" diye yayvanlaşır. Dayı tabiata meydan okuyor , andropozu faraşla kovalıyor , testosteron fışkırtıyor , yanıyor al pembe , gelgelelim yeğeni , Aliye olacak mundar, frijitliğin destanını yazıyor. Evet bunun anasını , babasını getirin bana.
Aliye nasıl olduysa,herhalde polenler vasıtasıyla olmalı zira aksi mümkün görünmüyor, bir ara yavrulamış. Allah bağışlasın bunun,hem de iki tane, kocaman oldukları halde okul yüzü görmemiş , kendisinden de şuursuz evladı var.
Erkek olanı , ki onun istikbalinden endişeliyim , pösteki gibi kocaman bir saçla kadınlar arasında oturup çizgi film seyrediyor ayağına dedikodu dinler. Sesi de boru gibi. Kız olanı elinde sürekli bir bebek ortalıkta gezinir. Arada psikopata bağlayıp gözünü oyar , saçlarını yolar bebeğinin. Hatta buna bir araba çarptı ki o kaza olacak gibi değildi.

Megafon Mücahit

Bak bir de Mücahit fenomeni var. Mavi gözlü ,şam şeytanı gibi bir tiptir bu. Tepesi delik gibi hep bağıra bağıra konuşur, gürül gürül bir sesle ona buna ayar verirdi. O sesle buna reklam bile çektirdiler. Reklamda gariban bir tesisatçıya bağıra bağıra elindeki pvc boruyu sallıyordu. Ne alakası varsa artık?
Ama son birkaç bölümdür buna bir haller olmuş. Sürekli bir gezici vaiz ağızları bunda. Anlayabilmiş değilim.
Şimdi bazıları diyecek ki "arkadaş bu kadar illet oluyorsun ama maşallah ekrana yapışmışsın" ... Alakası yok canım.
Bir de unutmadan , bu yazının gerçek kişi ve olaylarla ilgisi yoktur. Zaten gerçek hayat bile bu dizi kadar absurd olamaz.
Halen tam kusabilmiş değilim şu diziye nefretimi ama bu kadarla yetineyim.
Yeri gelmişken "kara melek" Sanem Çelik'i de mahusus tebrik ederim. Bir durgun zekalıyı çok güzel canlandırmış.

Cuma, Ekim 06, 2006

Keyifle başlamak

Bu lafı aynı gün içinde birbiriyle alakasız 8-10 kişiden ve birbiriyle alakasız şeyler hakkında duyunca artık iki çift laf etmenin zamanının geldiğini anladım.
Geçenlerde kravat seçerken ,satıcı iğrenç lila rengi gibi bir gömlekle, yavruağzı gibi bir kravatı aklınca kombinleyip ağzını yaya yaya 'böyle çok keyifli olur' gibilerinden bir laf etmişti de içimden o yayık ağzına ahşap elbise askısını sokasım gelmişti.
Ama bu cezayı, renk seçimi konusundaki sefil zevki sebebiyle mi , bana teklif ettiği renklerden mi, yoksa o abuk kere abuk cümlesiyle mi hak ettiğine karar veremeyip vazgeçmiştim. Lakin kravatın , gömleğin keyiflisini de orada gördüm. Hakkını yemeyeyim.
Keyifli? Gottikliğin , sentetikliğin , riyanın parolasıdır bu laf.
Herhalde birbirlerini böyle tanıyorlar ;

-Parola alayım?
-Keyifli?
-Hem de nasıl?

Yaşadıklarını aktarırken 'aman be arkadaş ne berbat muhabbeti varmış' yada 'önümüze bir yemek çıkardılar yal gibi,maş gibi' yada 'doldolla gittik bir filme verdiğim bilet parasına yanıyorum' gibi mertçe ifade kalıplarını kullanamayan bir pısırığın yada duygularını ifade etmeye lügatı yetmeyen bir eblehin de sığınağı.
Yemeğin keyiflisi olmaz kardeşim. Yemek faturasının 'keyiflisi' bir derece.
Sohbetin,tatilin,filmin,seyahatin falan da olmadığı gibi. Bunların iyisi, kötüsü,eğlencelisi,sıkıcısı,rezili falan, bir de bilemedin 'eeh iştesi' vardır.
Gecenin,sabahın,akşamın,kuşluk vaktinin falan da keyiflisi olmaz.
Hele keyifli bir arkadaşlık hiç olmaz.
Ama durgun zekalı reklamcılar da bayılır bu lafa bak. Ürününe slogan mı lazım? Kahve ise 'keyifli başlangıçlar' , dvd player falansa 'sinema keyfi' , ıvır zıvır katkılı dondurmaysa 'kabak tatlısı keyfi'... Kreativitenizi yiyeyim.
Önümüzdeki aylarda Ostim'de bir yer tutup merdivenaltı,no-name dildo üretimi yapmayı planlıyorum. Hadi bana slogan. Keyifli olsun ama.
Ayrıca eskiler bilir ki, 'keyif dediğin eşekte olur'.
Eşek bakar oooh samanı , suyu yerli yerinde öyle keyfilenirmiş ki anırırmış. Dolayısıyla ben keyiflenmem , keyiflenenden de tiksinirim.
Var civarımda ,dolayımda bu kelimeyi kullananlar. Onları çok pis mimledim.
Zannetmesinler ki ahşap elbise askısını almadan çıktım. Arabanın bagajında yedeği var.
Delirtmeyin adamı.

Istanbul